Ben Susayım Kitap Konuşsun!

Ben Susayım Kitap Konuşsun!

101
PAYLAŞ
Aerial view a woman using a retro typewriter

Ağustos ayında ailemi ziyarete gittim ve birkaç hafta orada kaldım. Her gittiğimde bana “Burada defterlerin, kâğıtların var onları bir gözden geçir, işe yaramayanları atalım.” diyorlardı. Ben her seferinde dediklerini yapmadan geri dönüyordum. Bu sefer iş ciddiydi, koliyle önüme yığılmıştı hepsi. Ben de tek tek incelemeye başladım. Lise defterlerim, defterlerin arkasında ve önünde şiirler; Nazım’dan tutun Orhan Veli’ye, Ahmet Telli’ye.. Sonra bir baktım ki o dönem benim yazdığım şiirler… Merakla okumaya başladım. “Ergenlik dönemine denk geldiğinden olsa gerek, ne büyük laflar etmişim.” dedim yüzümdeki gülümsemeyle, sanırsın ben Leyla, Mecnun’a olan aşkımdan ben deliyorum dağları… Sonra bazı notlar geçti elime ve o döneme ait bir alışkanlığımı hatırladım. Okuduğum kitaplardan notlar alıyordum; beni etkileyen cümleleri yazıyordum. Ne çok şey öğrenmiştim kitaplardan, sonra “Nasıl oldu da bu alışkanlığı yitirdim.” diye düşündüm. Çoğumuzda olduğu gibi ben de kaptırmıştım kendimi iş hayatının koşturmacalı, bol yoğunluklu cenderesine. Böyle zamanlar kitap okumak bile lüks gelirdi bazen. Bunları düşünürken beni çok etkileyen kitaplardan biri çıktı birden karşıma, onu görünce heyecanlanmıştım. Leo Buscaglia’nın “Yaşamak, Sevmek ve Öğrenmek” adlı kitabı. Sonra aldığım notları okudum ve kitabın bugünkü düşüncelerime nasıl da ışık tuttuğunu fark ettim.

“Ben susayım kitap konuşsun.” diye, bana ışık tutan bu kitaptan bazı alıntıları paylaşmak istiyorum;

  • Sevginin duvarlardan daha güçlü olduğunu söylediler. Tek umudum da bu. Öyleyse güçlü ama sevecen ellerinle yık bu duvarları. Sevecen ol çünkü içindeki çocuk çok duyarlıdır ve duvarların gereksiniminde büyümez. Öyleyse vazgeçme. Sana gereksinmem var.
  • Düşündüğümüz bildiğimizden çok daha az. Sevdiğimiz bildiğimizden çok daha az. Sevdiğimiz var olandan çok daha az. Böylece gerçekte olduğumuzdan çok daha az kendimiz.
  • Duygusal aklımız sevginin gücüne inanmakta direniyor. Bize düşsel bir şey gibi geliyor. Sevgi; kendini kandırma, insan beynini uyuşturan bir şey, idealist bir düşünce ve bilimselliği olmayan bir düş, gibi yakıştırmalar yapıyoruz. Sevginin insan davranış ve kişiliğinin oluşumunda biyolojik, toplumsal, ahlaki ve zihinsel evrimleşme sürecinin yönlendirilmesi tarihsel olayların yönünün değişiminin ve toplumsal kültürün bilinçlenmesinde rol oynayan olumlu kuvvetler üzerindeki gücünü kanıtlamayı amaçlayan bütün korumalara önyargımızla karşı çıkıyoruz.
  • Bugüne dek, bir insanın başka bir insana herhangi bir şey öğretmiş olduğuna inanmıyorum. Öğretme uğraşının yararından kuşkuluyum. Bildiğim tek şey, öğrenme isteği duyan kişinin öğreneceğidir. Öğretmen de öğrenici kişinin önüne bütün yemekleri koyup ne güzel ve ne coşku verici olduklarını anlattıktan sonra, öğrencinin bunları yemesini dileyen bir yardımcı kişi olabilir.
  • Eksik olan sevgidir. Okullarımız, çocuklarımızı geliştirmeyen, yaratıcılık ve sevincini yok eden, özensiz sıkıcı yerler.
  • Ağaca tırmanmayı öğrenmek istemiyorum. Yaşamımda hiçbir zaman ağaca tırmanmayacağım ki! Ben bir kuşum. Bir ağacın tepesine tırmanmak zorunda kalmadan ulaşabilirim.
  • Dünyanın en akıllı, en iyi eğitimi görmüş, en ilginç ve en yetenekli, en yaratıcı kişisi olmak istersiniz, ancak o zaman başkalarına verecek şeyleriniz olur; herhangi bir şeye sahip olmanın tek nedeni onu başkalarına vermektir zaten.

Hayatınız boyunca sahip olduklarınızı dünyaya vermeniz dileğiyle…

Yazar: Şenay Cengiz Aslan