Damdan Düşenlerin Kitabı…

Damdan Düşenlerin Kitabı…

139
PAYLAŞ

Türk mizah tarihinin efsanevi karakteri Nasreddin Hoca’nın da dediği gibi, damdan düşenin hâlini yine damdan düşen bir başka kişi anlıyor. Her ne kadar “empati” yapabilmek gibi kişisel bir özellik son dönemde sıkça konuşulsa da damdan düşenler arasındaki diyalogun tadı kuşkusuz çok farklı oluyor.

İşte “Tek Çocuk Sendromu” kitabı da tam böyle bir şey. Kendileri de tek çocuk olan iki yazarın (Jill Pitkeathley ve David Emerson) altmıştan fazla tek çocuk ile gerçekleştirdiği görüşmeler sonrasında kaleme aldıkları bir kitap. Tahmin edilebileceği gibi kitabı bu köşedeki ilk yazısına konu etmiş kişi olarak ben de bir tek çocuğum. Dolayısıyla tüm anlatımlarda buram buram kişisel tecrübe kokusu alınabilir, baştan belirteyim!

Öncelikle söylemeden geçmek olmaz sanırım: Her ne kadar kitap adında, “sendrom” gibi “sıkıntı” ya da “hastalık belirtisi” anlamında olan bir kelime kullanılıyor olsa da toplumdaki bazı inanışların aksine, tek çocukluk bu kapsamda sınıflandırılabilecek bir durum değildir. Bunun yanında “iyi” ya da “kötü” adlandırılabilecek bir durum da değildir. Açıkça, kendini belli eden “farklı” bir durum olarak, bireyin karakterinde ve hayatında, tek çocuk olmayanlara göre ayırıcı özellikler içerir, hepsi bu. Tabii ki her çocuk ve her birey farklıdır ve kendine özgü özelliklere sahiptir. Ancak kitabın gözlemine göre tek çocuk olan bir kişi, diğer tek çocuklar ile tek çocuk olmayanlara göre daha fazla ortak özelliğe sahiptir.

Sosyal ve ekonomik nedenlerle gittikçe daha çok çiftin tek çocuk sahibi olduğu günümüzde, hem ebeveynlere hem de partneri tek çocuk olan bireylere ışık tutabilecek bir kitap olduğunu vurgulamak doğru olacaktır. Elbette ki tek çocuklara yönelik çok daha farklı bilimsel araştırmalar yapılmış olabilir ya da bu kitap tüm tek çocuk özelliklerini kapsamıyor olabilir. Tüm bunları aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var. Yine de kitap, tek çocuk olmaya has konu başlıklarını büyük ölçüde bünyesinde barındırmaktadır. Bu kitabı okuyan ebeveyn ya da partnerler, tek çocuğun zihnindeki çoğu kapının anahtarına sahip olacaktır diye düşünüyorum. Zaten kitabın sonlarındaki iki bölümde de kendilerine hitap ediliyor.

Peki, okuyucu kişi tek çocuk ise ne olacak? İşte o çok şenlikli bir durum. Sanki aynaya bakıyor gibi ya da birisi sizinle röportaj yapmış da adınızı vermeden anlattıklarınızı kullanıyor gibi.

Özellikle anlatıcıların kendi ifadelerinin korunduğu bölümlerde şaşkınlıkla karışık kahkaha atabilirsiniz haberiniz olsun! Arada refleks olarak içinizden geçen (belki de sesli olarak dışarı taşan) “Yok artık!” nidalarınızı duyarsanız şaşırmayın.

Tek çocuk olarak kitaptan edindiğim en büyük hissiyat ise, yıllarca bana özgü karakter özelliği olduğunu düşündüğüm pek çok özelliğin aslında tek çocuk olmakla ilintili olduğu. Bunun yarattığı farkındalık çok değerli. Hem garip şekilde rahatlatıcı hem de bir o kadar mutlu edici. Çünkü esasen tek çocuk olmak, özel ve farklı çocukluk tecrübesinin etkilerinin yetişkinlik döneminde daha net görüldüğü bir olgu. Tek çocuk olmaktan kaynaklı temel kişilik özelliklerini düşündüğümde, bu kitabın birçok tek çocuk yetişkinde farkındalık yaratacağına inanıyorum. İşte bu nedenle bu yazı kaleme alındı. Peki, elimizdeki bu farkındalıkla ne yapacağız? Eh orası da size kalmış…

Yazan: Işıl Bük