Duyguların Deşifrasyonu: Üstün Potansiyelli Çocuklarda Ergenlik Döneminde Öfke, Stres ve Kaygı Üzerine

Duyguların Deşifrasyonu: Üstün Potansiyelli Çocuklarda Ergenlik Döneminde Öfke, Stres ve Kaygı Üzerine

3006
PAYLAŞ

Çocuğunuz olacağını öğrendiğiniz zaman hissettiğinizi hatırlayın ve bu duygunuzu kalbinize yerleştirin. O minicik can dünyaya geldiğinde ve size muhtaç olduğu o zamanlarda, onun bütün ihtiyaçlarını karşılarken aranızda yarattığınız dili anımsayın; hani o agulamaların tonunu, ağlamanın tınısını, gülüşündeki tılsımı ve gözlerindeki mananın önemini. O küçük çocuk büyürken ne çok gece uykusuz kaldınız, bazen çok keyifli ve bazen belki de hatırlamak dahi istemeyeceğiniz zorluktaki anlarınız oldu. İlk dişinin çıktığını gördüğünüz o an, İlk kelimelerini duyduğunuzdaki heyecan, emeklemesi, yürümesi ve onun peşinden ona zarar gelmesin diye koşuşturduğunuz o parklar, marketten alışveriş yaparken elinin ayağının durmaması, bitmek tükenmek bilmeyen soruları, aynaya bakmayı ve hatta gününü hangi gün olduğunu unuttuğunuz günler çok da uzaklarda değil aslında. O zamanlar su gibi aktı ve çocuğunuz büyüdü ve büyürken onu ne kadar objektif değerlendirdiğinizi bilemeden onu hep “farklı” gördünüz. Ama pek de söyleyemediniz bunu edepsizlik olur diye, derler ya “Kargaya yavrusu kuzguncuk görünürmüş.” diye. Belki utandınız ama hep bildiniz.

Ve bir gün, çocuğunuzun farklılıklarını fark eden öğretmenleri de oldu ve onların da yönlendirmeleri ile, gizli saklı, bir test yaptırdınız, zekâ testi. O gün çocuğunuzun “üstün zekâlı ve yetenekli” bir çocuk olduğunu öğrendiğinizi duyduğunuz ana geri dönün. İçinizdeki o telaşı, paniği, mutluluğu ve belki üzüntüyü hatırlayın… Duygunuzu belki bilmiyorum ama bu soruyu saha çalışmalarında ailelere sorduğumdaki duygularını tüm kalbimle hissediyorum.  O an duygunuz ne olursa olsun, tek gerçek tanılı bir çocuğunuz var ve onun en belirgin özelliklerinden biri de “duygusal hassasiyetinin” yüksek olması.

Uzun zamandır tanılı çocukları olan ailelerle çalışıyorum ve duygusal hassasiyet konusunda yüzlerce örnek üzerinde konuşuldu. Ancak bu konuyu daha önceki yazılarımda detaylı ele aldığım için, şimdi madalyonu biraz çevirmek ve üstün potansiyelli ergenlerle “öfke, stres ve kaygı” üzerine yaptığım çalışmalardan birkaç cümle ile başlamak istiyorum.

“Yapılan adaletsizlikler karşısında tahammül edemiyorum. Ancak biliyorum ki okulda haklı çıkmam çok zor öğrenci olarak… Geçen gün ellerimi sıkmaktan kolum bütün gece ağrıdı.”

“Dersler hiç bitmiyor. Bir şeyleri yetiştirememe hissi ile geceleri uyanıyorum. Keşke bir çözüm olsa da hayat bu kadar zor olmasa…”

“Arkadaşlarımın benimle uğraşmasından nefret ediyorum ve bu beni çok öfkelendiriyor. Ben onlar benimle uğraştığında ne hissettiğimi bildiğim için onlara bu şekilde davranmayı tercih etmiyorum ve yapamıyorum. Ancak bu durumla nasıl baş edeceğimi de bilmiyorum”

“Annemle konuşur musunuz lütfen? Biraz bana güvenmeyi denese, her şey her ikimiz için de daha kolay olacak.”

Bu cümleleri kendi çocuğunuzun sarf ettiğini düşünün. En iyisini yapmak için çabaladığınız çocuğunuzun ağzından dökülenler bu ve benzeri cümleler olabilir. Öncelikle, abartılı bulduğunuz yaklaşımları ve duyguları olabileceğini kabulle başlamanızı ve bu durumu üstün potansiyelli çocukların özelliklerinden biri olan “duygusal hassasiyet” başlığında kategorize etmenizi öneririm.   Nasrettin Hoca’nın hikayesindeki eşekten düşeni anlayanın aynı deneyimi yaşamış kişiler olması gerekse de, bizler artık “empati” becerileri gelişmiş olan yetişkinleriz. Evet, düşmesek de anlamak ya da anlamaya çalışmakla mükellefiz. İşte bu sorumluluğu alırken bizlere yol haritası olabilecek birkaç ipucu aşağıda.

  1. Duygular üzerine konuşmak: Atölye çalışmalarında hisler üzerine konuşurken; yakalayabildiğimiz, tanıdığımız, hatırladığımız duyguların adlarını yazıyoruz. Hatta vaktiniz var ise, hemen şimdi bir kâğıda bildiğiniz hisleri yazarak başlayabilirsiniz.

Ne kadar az yazdığınıza şaşırmayın. Bir çoğumuz duygularımızı tanımlamakta, tanımakta ve ifade etmekte zorlanıyoruz. Duygu ne kadar az ifade edilirse ve karşı taraf tarafından az anlaşıldığımızı hissedersek öfkemiz o kadar artıyor.

Kaygı konusuna geçmeden belirtmek isterim ki; üstün potansiyelli çocuklar ile ilgili en büyük yanılgılardan biri her alanda başarılı olabileceği beklentisi. Çoğu zaman farkında olarak ya da olmayarak beklentilerimizi, karşı tarafın iyi olmasını isteyerek bile olsa, yüksek tutabiliyor ve daha da önemlisi bunu hissettiriyoruz. Kaygı boyutumuz beklentilerin yüksekliğinde had safhaya çıkıyor. Veli eğitimlerimde, katılımcıların çocuklarının notları ile ilgili söylemlerini ve iletişim tarzlarını değiştirmek üzere birçok çalışma yapıyoruz, örnekler üzerinde konuşuyoruz. Bir veli çocuğunun hayali olan okula kaydı için farkında olmadan baskı yaptığını fark ettiğinde söylemini “Kızım, senin bir hayalin var ve ben bu hayale ulaşman için elimden geleni yapıyor olacağım ve hep yanındayım.” şeklinde değiştirdi, sonuç mucizevi. Tabii ki eğitimlerin sürdürülebilir olması da bu ve benzeri durumları takip etmemize ve değerlendirmemize izin veren en büyük etmen.

Stres konusuna gelince; özellikle 8. ve 12. sınıflar girecekleri sınavlar ile ilgili endişeliler ve bu durum onların stresli olmasına neden oluyor. Burada, streslerini azalmak için verilecek en önemli mesajlarından biri, hayatları boyunca şartlar ne olursa olsun ebeveynleri tarafından sevileceklerini ve değerli olmalarını bilmeleri. Bu stresli sınav sürecinde “sınav yılımız”, “bu sene çok önemli” gibi ifadeleri minimuma indirmeniz, özellikle başarısızlıklara tahammül seviyelerinin azlığı ve mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle daha hassas olan üstün potansiyelli gençler için çok önemli. Stresi yönetebilen ebeveynlerin bu süreçlerde çocuklarına daha çok destek olabildikleri de deneyimlediğim konulardan biri. En son ve en önemlisi de “dinlemek”. Anlaşıldığını ve kabul gördüğünü hisseden (duyan değil, hisseden) her bireyin stresi daha az olmaktadır.

  1. İmgeleme Çalışmaları: Duyguları imgeler haline dönüştürmek ifadeyi ve anlaşılmayı kolaylaştıran etmenlerden biri. Atölye çalışmalarımızda duygular hakkında aşağıdaki gibi sorularla da çalışıyoruz?

Öfke / kaygı / stres  bir renk olsaydı hangisi olurdu?

Peki bir şekil, görüntü olsaydı nasıl olurdu?

Bir melodi olsaydı nasıl bir tınısı olurdu?

Bir ses çıkışı olsaydı nasıl bir ses çıkarırdı?

Bu ve benzeri çalışmalar hisleri tanımlamakta kolaylık sağlarken, yaratıcılıkları gelişmiş olan üstün potansiyelliler için de keyifli bir uygulama oluyor.

Diğer taraftan aşağıdaki sorular da çocukları tanımak ve olaylar karşısındaki etkilendikleri boyutları anlamamız için kullanılabilir. Yaş grubu olarak geniş bir yelpazede uygulanabilecek olan bu çalışmalar çocukların kendilerini fark etmeleri anlamında da son derece değerlidir.

Şimdi, öfkenin karşında olduğunu hayal et “Öfken sana ne söylüyor?”

Peki, sen öfkene ne söylüyorsun?

Burada belki birkaç örnek vermek açıklayıcı olabilir.

Öfken sana ne söylüyor?                              

“Seni öfkelendireni affetme!”

“Artık benimsin!”

“Sana gıcık davranana sen de öyle davran.”

Sen öfkene ne söylüyorsun?

“Seni kendi denizinde boğacağım!”

“Git başımdan!”

“Onların hatasını ben yapmayacağım. Bu beyaz rengi siyaha boyamak olurdu.”

  1. Filmler / kitaplar / olaylar hakkında konuşmak: Çocuklar, hepimiz gibi dinlenildiklerini anladıkları ve yargılanmadıklarını hissettikleri zaman anlatırlar. Ortak seyredilen, okunan veya bilinen olaylar üzerine konuşmak ve duygulardan bahsetmek son derece değerli. Örneğin: Bir olayla ilgili konuşurken; “O an ne hissettin?” “Bu duygunu karşındakine söyledin mi?” “Ne olsaydı kendini daha iyi hissederdin?” gibi sorular sorulabilir. Film veya kitap üzerine konuşurken; “En sevdiğin karakter hangisiydi?”, “Sence en önemli özelliği ne?”, “Olası sorunlar / durumlar ile ilgili yaklaşımı nasıldı?”, “Sen olsaydın nasıl davranırdın?” gibi konuşma başlıkları olabilir. Tabii ki aynı sorulara sizler de cevap vereceksiniz.
  1. Ebeveynlerin benzer hikayelerini dinlemek: Burada hatırlatmak istediğim en önemli konulardan biri onların bizim bulunduğumuz yaşın bakış açısını ve gerçeğini bilme ihtimallerinin olmaması, ancak bizim o yaşlardan geçmiş olmamız. Bu yüzden onları anlama becerisi geliştirmemiz gereken yönlerimizden biri. Bu noktada, sadece o yaşlarınıza geri dönün ve o durumu hatırlayın…

Ebeveynlerinin benzer durumları yaşadıklarını bilmek yaş grubu ne olursa olsun çocukları rahatlatan bir etmen. Hatta çoğu zaman bu durumda nasıl bir çözüm bulduğunuzu da merak ediyor ve sizi rol model olarak alabiliyorlar. Almasalar da kendi yollarını bulurken, sizin deneyimlediğinizi bilmenin rahatlığı içinde oluyorlar. Bu da öfke, kaygı ve stresi azaltan önemli etmenlerden biri.

  1. İçinde bulundukları yaş gruplarının gerçeklerinden haberdar olmak: Aile eğitimlerinde sosyal medya ile ilgili sorula sorduğumda genelde belli yaş gruplarının belirli sosyal medyayı kullanmayı tercih ettiğini görüyorum. Gençlerin arasında popüler olan sosyal medya mecralarını bilmek, tercih ettikleri ve/veya beğendikleri kişiler hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak sohbet etmek açısından büyük bir adım atmalarını sağlıyor. Benzer sularda yüzmek anlaşılma hissini getirirken, buz dağının altında öfke ve stres ile de kolay baş etmelerini sağlıyor.

Tabii ki çözüm önerileri arttırılabilir. Sizler kendi ekosisteminiz içinde benzer bakış açıları ile birçok çözüm üretebilirsiniz. İnanın her çabanız ilmek ilmek emeklerle büyüttüğünüz çocuklarınıza iyi gelecek bir yaklaşımken, üstün potansiyelliler için derde derman olacaktır. Başlamak için niyet ve bir adım yeterli !

Son söz; “Üstün potansiyelli çocukların farklı olduklarını anlamak için çoğu zaman gözlerine bakmanız yeter. Ancak bu farklılığın getirdiği duygusal hassasiyetin yıpranma payını hesap edemeyen o çocuklara, yetişkinler olarak görevimiz yoldaşlık etmek.

Bunun için çaba harcamaya hazır mısınız?

Yazan: Uğur Zat

Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklar Aile Eğitim Uzmanı