İnsan Okusun, İnsanlık Yaşasın!

İnsan Okusun, İnsanlık Yaşasın!

Eyleme dönüşmeyen değerler, satın alıp da okumadığımız kitaplar gibidir. Kitaplığımızda durması güzeldir belki ama bizi kültürlü yapmaya yetmez. Tıpkı aç bir adama üzülmenin onun karnını doyurmayacağı, çalışmayı hayal etmenin başarıya götürmeyeceği gibi…

675
PAYLAŞ

Eyleme dönüşmeyen değerler, satın alıp da okumadığımız kitaplar gibidir. Kitaplığımızda durması güzeldir belki ama bizi kültürlü yapmaya yetmez. Tıpkı aç bir adama üzülmenin onun karnını doyurmayacağı, çalışmayı hayal etmenin başarıya götürmeyeceği gibi… Oysa hayat gösterilen çabalara ve yapılan iyiliklere fazlasıyla karşılık verir. Yaptığımız olumlu bir hareket, hiç ummadığınız başka bir iyiliğe neden olur bazen. İnternetten yeni kitaplar sipariş ediyorsunuz diyelim. Kitapları oldukça indirimli aldığınız ve siparişiniz hemen kargolandığı için de mutlusunuz. Bir alışverişten daha ne bekleyebilirsiniz ki?

İşte Kitap Koala en az okumak kadar kendinizi iyi hissettirecek bir şey daha veriyor size: Her siparişinizde sokak hayvanlarının yaralarını sarıyor. Hayvanlar için ambulans ve tedavi sistemini finanse ediyor. Kahramanlara kitap sayfalarında rastlamaya alışkınken, aldığınız her kitapla bu masum dostlarımızın gerçek hayattaki kahramanları da siz oluyorsunuz bir anda. Ne de olsa kahramanların eyleme dönüştürdükleri değerleri vardır. Mesela Asya için ‘sevgi emek’tir. Bu yüzden gönlünün çektiği İlyas’ı değil, ona sahip çıkan Cemşit’i seçer. Çocuğu ona baba demiştir bir kere. Asya sevginin emek ve sahip çıkmak olduğu bilinciyle Cemşit’e doğru hayatının o en zor ama destansı yürüyüşünü yaparken, çocukluğundan beri köşede seni her görüşünde sevinçle kuyruğunu sağlayan o topal köpeğin belki de tam o sırada protez bacaklara kavuştuğunu düşünmek daha anlamlı yapmaz mı “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı?

Gezegeninde, üstünü fanusla örtüp rüzgardan koruduğu; yakınmasını, böbürlenmesini, hatta susmasını bile çok sevdiği bir gülü vardır Küçük Prens’in. O, dünyadaki bir bahçede yüzlerce gül görünce bile gezegenindeki o gülünü hatırlayıp onun için kaygılanırken, kendi şehrimizdeki binlerce sevimli kedi için umursamaz olmak yakışır mı “Küçük Prens”in büyük dostlarına? Suya her çakılışında daha yükseğe uçmaya çalışan, herkes ona “Yapma!” dediği halde kendisi olmayı seçen “Martı Jonathan”ın istek ve azmini takdir ederken, sokaktaki her hayvanın hayatını kurtarma çabasında olanları desteklemek, okuduklarımızla yaşadıklarımızı taha tutarlı yapmaz mı?

Öğrencilerine düşünmeyi öğrettiği için kovulduğu okuldan eşyalarını toplamak için sınıfa giren Bay Keating’in, onu sıraların üstüne çıkarak “Kaptan.. Kaptanım!” diye uğurlayan öğrencilerini gördüğü andaki hisleri nasıldır? O minnet duygusunu, yaraları sarılan bir köpeğin gözlerinde görmek ve sargılı patisini uzattığında sevgisini hissetmek, sizi “Ölü Ozanlar Derneği”nin o cesur ve vefalı üyelerinden biri yapmaz mı aslında?

Başkomiser Nevzat, katiller kadar, şehrin eski ruhunun da peşine düşer kuytu sokaklarda. Sabaha karşı görevden yorgun argın döndüğünde bile bir kap yemek vermeyi ihmal etmediği sokak köpeğinden başka karşılayanı yoktur. Siz asi ve protest tavrınızla, hayatınızda belki de ilk kez bir polise öykünürsünüz. Bir polisi, “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” yapan o farkı, sizin de gerçek hayatınızda başka bir köpeğe can vererek yaşadığınızı bilmek, bir polisiye romandan mutlu son çıkarmaya yetmez mi sizce de?

Cemşit, giden Asya’nın ardından bir başına kalmasın…

Küçük Prens hiç büyümesin, o gül hiç solmasın…

Martı Jonhattan tutkusundan vazgeçmesin, uçmak için yaşasın…

Bay Keating, sıra dışı düşünen gençler yetiştirmekten yorulmasın…

Başkomiser Nevzat, polisiyenin romantik kahramanı olmaktan yılmasın… Kitaplar raflarda, öğretileri satır aralarında kalmasın. İnsan okusun, insanlık yaşasın.