Kedimin Gözünden…

Kedimin Gözünden…

4325
PAYLAŞ
Cute kitten on the bed

Herkese Merhaba,

Benim evimde de diğer birçok evde olduğu gibi bir kedim var ve ben birkaç yıl önce yaratıcı yazarlık kursuna giderken benden kedimin ağzından bir mektup yazılması istenmişti. Ben de kedimin bana olan davranışlarından, söylemek istediklerini kendimce kaleme almıştım. Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum ve bilmenizi istiyorum ki sadece evimdeki ‘can’larım değil, hepsi benim için çok kıymetli. Şimdi sizleri yazımla baş başa bırakıyorum, umarım beğenirsiniz!

İlk karşılaştığımızda ben daha 20 günlük bir bebektim, sadece mama ve kum eğitimim vardı, bu da benim insanlar tarafından sahiplenilmem için yeterli bir sebepmiş.

Sıcak bir yaz günüydü. Ben, benden daha büyük iki kedi ile aynı kafesteydim. Onlar benden daha büyük oldukları için ben onlarla baş edemiyordum ve mamanın çoğunun onlar yediği için onlara göre daha zayıf kalıyordum ve çelimsiz. Didem ile o zaman karşılaşmıştık, kendisi bir hayvan sahiplenmek istiyordu ve bizim bulunduğumuz odaya gelmişti, diğer kedilere bakarken gözü bana ilişti ve “Onu istiyorum.” dedi. Kafesteki diğer iki kedi benim önümü kapamış olmasına rağmen, o aradan beni görmüş ve beni istemişti, bu bir mucizeydi benim için. Nihayet çıkıyordum buradan. Beni kafesten çıkarttı orada ‘doktor’ diye seslendikleri bayan, içeri bir odaya götürdü, soğukça bir masanın üzerine bıraktı, çok acayip kokuyordu bu masa, onlar bu kokuya dezenfektan diyorlarmış, mikropları öldürmek içinmiş ama ben mikrop ne demek onu bile bilmiyorum. Neyse işte, beni yan yatırdı ve karnıma soğuk bir şeyle bastırdı, sonra aynısını sırtıma yaptı, ağzımı açmam için çeneme bastırdı, ben ağzımı açınca içine baktı iyice, ben bu yaptıklarından son derece rahatsızdım ama yapılması gerekiyormuş, konuşurlarken duymuştum. Sonra da ağzım açıkken içine beyaz bir şey koydu, adı ilaçmış, yutmam gerekiyormuş, benim midem bulandığı için tükürmek istedim ama izin vermedi doktor bu sefer de boğazıma doğru parmağıyla ittirdi, zorla yuttum, tadı çok kötüydü, ona alışmaya çalışırken bu seferde enseme bir şey bıraktı, buz gibiydi, yuttuğum içimdeki parazitler için ensemdeki de dışımdakiler içinmiş ama ben parazit ne onu bile bilmiyorum daha önce hiç duymadım böyle şeyleri, diğer kedilerden bile duymadım zaten duysam bile anlamayacak kadar küçüğüm. “Tamam!” dedi sonrasında doktor, “Gayet sağlıklı kızımız, karnesine ismini ne yazalım?” “Tarçın” dedi kız, “Tarçın olacak onun adı.” Tarçın diye yazdılar karneme. Bundan sonrasında adım Tarçın olacakmış ve beni böyle çağıracaklarmış. Tarçın… Kulağa hoş geliyor.

“Gel bakalım küçük Tarçın, gitme vakti geldi.” dedi beni kucaklayan doktor, kucakladığı gibi de başka bir kafese koydu, ben ne olduğunu anlayamadım, yine mi kafese kapatılacaktım yoksa, bu olamazdı; çünkü kafes hiç güzel bir yer değildi, yürünemiyordu bile içinde. Sahibim yeni kız kafesi kucaklayarak dışarı çıkarttı beni, bir süre yürüdü ben de kafesin açık bulduğum yerlerinden dışarıyı seyrettim ve “Korkuyorum ben geçen şeylerden, çıkan seslerden, gölgelerden diye bağırdım.” Bunu miyavlama olarak algıladı, anlamıyor beni diye düşünürken adımı koyan kız, kafesi iyice yukarıya çıkarıp elini gösterdi “Korkma az kaldı, geldik.” dedi, “Korkulacak bir şey yok.”

Azıcık daha yürüdükten sonra bir yere geldik; Gürültüler ve insanlar azalmıştı. Yine ağaçlar vardı ama ses yoktu, oradan geçtikten sonra bir kapı, kapıdan girdikten sonra kutu gibi bir şeye bindik hareket ediyormuş, ona asansör diyorlarmış, değişik bir şey, biz yürümüyoruz o yürüyor, ondan da indik bir kapı daha, ‘din don’ diye bir ses ve kapı açıldı, başka biri kapıyı açtı, bana baktı, “Ay ne şirinsin sen!” dedi, beni taşıyan kız ki adı Didem imiş, kafesi yere bıraktı ve kapısını açtı, içinden de beni kucaklayıp kafesin yanına yere bıraktı, biraz etrafıma bakındım, kokladım sonra birkaç adım attım, salon dedikleri yere girdim, yerler çok kaygan olduğundan yürüyemedim, küçüğüm de zaten yürümeyi tam olarak beceremiyorum bir de bu yerler beni çok zor durumda bıraktı, o sırada halim çok komik olacak ki gülerek geldi ve beni yerden aldı, beraberce bir yere oturduk ben sanki yerde yürüyormuş gibi onun başına doğru yürümeye başladım ve sıcak, kendime göre bir yer bulunca kıvrıldım, uykuya dalacaktım ki uyandırdı, eliyle aldı yere bıraktı yine. Ben “Ne oluyor ya rahattı orası?” diye söylenirken mamamı getirdi, ”Ay ne düşüncelisin sen!” diye açıkmaya başlamıştım ama tabi o beni anlamadı. Mamamı yedim suyumu da içtikten sonra kakam geldi, yapmam lazımdı, daha önce kaldığım yerde kum dedikleri şeye yapıyordum; ama burada yoktu ondan. Arandım arandım bulamadım, iyice kokluyordum yerleri, ama yok “Nereye yapacağım ben?” diye düşünürken tutamadım ve olduğum yere bırakıverdim, doktorla konuşurlarken “Sizi sinirlendirecek bir şey yaparsa kızın, gazeteyle korkutun.” demişti. Kızar mıydı bunun için, kötü bir şey dimi bu?” diye düşünürken Didem gözüktü, bana kızacak diye kaçarcasına uzaklaşmaya çalıştım oradan kendimce ama başarılı olamadım. Bir baktım Didem kakamı almış, atıyor, “Hey nereye atıyorsun?” diye seslendim arkasından, ben kızacak zannederken bir de haklıymışım gibi arkasından kafa tutuyordum ona, tabii hepsi miyavlama olarak gidiyordu. Bir de anlasaydı dediklerimi kesin kurtulamazdım elinden. Yanıma yaklaştı o sıra, “Kumunu koymayı unutmuşum, özür dilerim, sen de haklısın, kumunu bulamazsan nereye yapacaksın ki kakanı.” dedi bana, çok şaşırdım, “Sanırım bu kızı sevebilirim.” dedim, bu sefer içimden dedim ama, miyavlama sesimi o duymadı. Sonra bir duvarın kenarına bir gazete kâğıdının içine kumumu koydu, “Gazete mi yani bundan sonra gazeteye mi yapacağım kakamı, ne kadar saçma.” diye söylendim. O da bu sefer beni duymuş olacak ki “Burada kalmayacağız evimize gideceğiz, orada tuvaletin olacak.” dedi. Benim de içim rahatladı yani “Ne o öyle gazete falan…” diye konuşurken, “Evimiz burası değil demek ki, nasıl bir yerde yaşayacağım acaba?” diye düşündüm. Ben bunları düşünüp, yeni sahiplerime alışmaya çalışırken, birazda korkuyorum tabii, akşam olmuş, uyuyakalmışım. Uyandığımda Didem’ in kucağında hareket eden bir şeye bindik, bunun adı da arabaymış, sen biniyorsun, o hareket ediyor, asansör gibi işte, karanlık olduğundan hareket eden bir sürü şeyi görünce daha çok korktum ve daha çok miyavlamaya başladım, Didem beni sakinleştirmek için elini kafesin içine koydu, aslında bu kafeste değilmiş, taşıma çantası, evcil hayvanlar böyle taşınıyormuş. Araba durdu ve birbirlerine “İyi akşamlar…” dedikten sonra biz indik arabadan, bu seferde biraz yürüdük, bir bahçe bir kapı, birkaç merdiven ve bir kapı daha. Son kapıdan da içeri girdikten sonra Didem çantayı yere bıraktı, yani beni, kapımı açtı, “İşte evimiz, hoş geldin ufaklık!” dedi. Ben biraz durdum bakındım, yeri kokladım, kafamı birazcık dışarı çıkartıp sonra hemen geri kaçtım içeri. Didem de bu hâlimi görmüş, gelip beni dışarı çıkardı, “Gel bakalım buraya, bundan sonra çanta yok, dışarıda gezineceksin, burada birlikte yaşayacağız seninle, burası senin de evin, annem sen, ben birlikte yaşayacağız, tabi kuşlarımız da var.” dedi. Kucağına aldığı gibi etrafı gezdirdi bir süre; burası salon, burası annemin odası, burası benim odam, mutfak, banyo, tuvalet diye diye gezindik. Burası artık benim evimdi, benimdi yani. Ev sahibi Didemler miydi ben miydim belli olmayacaktı ilerleyen günlerde. Eğitimim tamamen Didem’de olacaktı ve onun eliyle hem sevdiğini hem kızdığını öğrenecektim, onlarda benim inadım inat olduğumu öğreneceklerdi ama… Camı açtırmak için açılana kadar miyavlayacaktım, balkona çıkmak içinde. Mutfak yasaktı bana, annesi yani Filiz tüy görmek istemiyormuş mutfakta, “Eee, ben nasıl gideceğim buzdolabına şimdi, tabii ki kapalı olan mutfak kapısının önünde açılana kadar bağırarak! Bir gün banyoyu keşifteyken dolabın üzerine çıkmıştım aşağı atlarken düştüm ayağımı yaraladım, o günden sonra banyoda yasak bölge ilan edildi bana, ama taktik hala işliyordu, Didem annesine göre daha sert olsa bile, Filiz istediğim her şeyi yapıyordu hatta bu yüzden annesine de kızıyordu; “Hep senin yüzünden sen şımartıyorsun Tarçın’ı bu kadar.”

Eve geldiğim günden bugüne tamı tamına beş buçuk sene geçti, yani bugün ben 5,5 yaşımdayım, uyurken Didem’in kolunu yalarım ve mutlaka onunla yatarım, o yokken kesinlikle onun odasına girmem, o bana gelmeyeceğini haber vermezse antredeki ayakkabılığın üzerinde onun gelişini beklerim. Telefonda bile olsa bana gelmeyeceğini söylemeden inmem oradan. Sabahları ezan okunurken camı açtırır ve bitene kadar kapattırmam, başta bir şey yaparım korkusuyla kafeslerinin kapısını açmadıkları kuşlar bugün çok iyi arkadaşlarım, benim varlığım boyunca 2 tanesi öldü ve yerine 2 tanesi daha geldi. Öldüklerini anlamam biraz zaman aldı, ben saklanıyorlar diye düşündüm uzun süre, sonra Didem beni karşısına alıp uzun uzun anlattı, “Gelmeyecek bir daha…” deyince kabullendim. Didem benim en iyi arkadaşım evde, aslında Filiz benimle daha çok oyun oynuyor ama ben Didem’ i özlediğim için onunla oyun oynamayı çok seviyorum, mesela evde en çok sevdiğim terliğin içine oyuncak faremi koyuyor bende dayanamayıp iki patimi içine sokuyorum aynı anda. Ben çıkarmak için sokuyorum ama terlik hareket edince kayıyoruz bir süre terlik dışarıda benim patiler içinde, Didem bu hâlimi çok seviyor ve çok gülüyor, bende onun beni öpmesini, saklambaç oynamayı da çok seviyorum ben, özellikle açık şemsiye gördüm mü evde hemen altına saklanıyorum, zannediyorum ki beni görmüyorlar, halbuki görüyorlarmış ben sonra anladım bunu ama, hiç belli etmediler ben mutlu oluyorum diye, ben de görmüyorlar beni diye düşünerek oynamaya devam ediyorum. Ödül olarak mama vermezler bana mesela, her mama her zaman ödüldür benim için, yeter ki seveyim bir şeyi. Aynı evi paylaştığımız için artık daha iyi anlıyoruz ilk zamanlara göre kendimizi, mesela sabahları saat: 06.30 da Didem’ i uyandırıyorsam camımın açılacağını, balıklara yem verileceğini anlıyor Didem, yok gidip Filiz’ i uyandırıyorsam, ya salam ya yumurtamın verileceğini anlıyor Filiz. Yumurtamı hafif kaysı seviyorum, çok pişmiş olursa sadece sarısını yiyorum, salamın açılmış paketiyse bana verdikleri soğuktan sertleşen yerini kesinlikle yemem mesela.

Hiç unutmam Didem bir gün bana yaş mama getirmiş, hem de somon balıklı. Ben nereden bileyim tadının bu kadar güzel olduğunu. Kutunun yarısını yemem gerekirken hepsini bitireceğim diye tutturmuştum, sonrasında da o mamadan istiyorum diye 1 hafta hiç kuru mama yemedim, resmen aç gezdim, Didem de inat etti almadı bana o mamadan. Hâlâ daha da almaz, okyanus balıklı, dana etli, tavuk etli alır ama somon balıklı almaz, biliyor çünkü tutturuyorum, illa o diye. Ama Didem’ in en güzel taraflarından biri de çok çeşit alıyor ve bana soruyor, “Hangisinden istersin, bugün sana hangisini vereyim?” diye. Ben de kokluyorum, canım hangisini isterse onu yiyorum.

Bir keresinde de camdan aşağı düşmüştüm, beşinci kattan. Neye uğradığımı şaşırdım. Dolanıyordum canım önünde, tabii küçüğüm, Didem beni içeri alıyor, ben dışarı çıkıyorum, Didem alıyor, ben çıkıyorum, camı kapatıyor, bağırıyorum açıyor falan derken dengemi kaybedip düştüm. O ne hızdır, benim düşüp orada gördüğüm arabanın altına saklanmamla Didem’in gelmesi hemen hemen aynı. Beni kucakladığı gibi eve çıkarttı, hemen hazırlayıp hastaneye götürdü, sivri bir şeyin üzerine düşünce bacağımın kenarı delindi, çok kanadı, hastanede bir sürü ilaç yaptılar kendime geldiğimde sabah olmuştu. O günden sonra camlara sineklik dedikleri bir şey yaptırdılar, zaten bende çok yaklaşmadım bir daha camlara o kadar.

En uzun ayrılışımız üç gündü, yani evde tek başıma kaldığım gün sayısı. Daha fazlası olmadı hiç, beni hep çocukları gibi sevdiler, korudular, kolladılar, hâlâ da öyle. Onlar da benim annem, ablam, kardeşim, arkadaşım. Ben evde sıkılıyorum diye bana tasma bile aldılar. Onlar beni sokakta bulmamışlar, sokakta kaybolamazmışım, kaybolmamalıymışım, ben de sevmiyorum tabii tasmayı ama taktıkları gibi parka götürdüler. Ben de korkuyorum tabii, bir sürü ayak sesi, değişik bir sürü koku, rahatsız oldum. Didem beni kucağına aldı, herkes bana bakıyor, beni sevmeye çalışıyor, ben çocukluğumdaki gibi Didem’in sırtına çıkmış oturuyorum. Baktılar böyle olmayacak bu sefer taşıma çantasının içine koydukları gibi beni parka götürüyorlar, tasmam tabii ki takılı, dışarı çıkartıyorlar ben geri çantanın içine kaçıyorum. Filiz çıkarmak istedikçe Didem, “Zorlama tamam anne nasıl rahat ve mutluysa öyle olsun.” dedi. “Yaşa be Didem kim tutar sesi!” dedim sevinçle.Sevmiyorum ben parkı, ben apartman arasına çıkınca, oradaki camdan kuşlara bakmaktan, balkona çıkmaktan, camın önünde oturmaktan hoşlanıyorum. Kaybolacağım hissini yaşadığım hiçbir yer bana göre değil.

Kısacası ben hâlimden çok mutluyum demeden evvel bir şey daha anlatmak istiyorum yakın zaman, daha dün oldu bu olay. Ben yine Didem’ i uyandırmak için uğraşıyorum, Didem’ de uyanmamak, kalkmamak için bana direniyor, tabii ben miyavlamaktan vazgeçmiyorum. O bana ‘beş dakika’ daha diyor, ben beş dakika sonra yine başında bekliyorum, en sonunda bana eline geçirdiği her şeyi fırlattı bende içeriye kaçtım, bu sefer Filiz uyandı, “Ne istiyorsun gel, bu kız seni rencide mi ediyor kızım.” dedi, bende “Evet!” dedim, yani kalkmıyor, bir de eline ne geçirirse fırlatıyor, yalan mı diyeyim yani. Peşinden de Didem kalkmış, bana doğru yürüyüp söylendi, kızdı. Uykusunu alamamış tabi. O şekilde söylene söylene banyoya girdi, bana camı açmayı da unutmadı ama. Gerisin geri geri gelince bende bana kızacak zannettim ve yatağım altına kaçtım, “Gelsene, nereye kaçıyorsun?” dedi bana. Ben tabii çıkmadım, gitti mi diye bakmak için yatağın diğer tarafından usulca kafayı uzattım, kapıya doğru yürüdüm, baktım geri geliyor, hemen geri kaçtım. Sonra işini gücünü bırakmış kapının önüne çömelmiş beni çağırıyor “Gel aşkım, gel bir şey yapmayacağım sana, üşüme diye üzerine örtecektim sadece.” deyince bende onun yanına doğru koştum, o da beni kucağına aldı, öptü, “Beni bir daha öyle uyandırma, bak uykumu alamadım, gördün mü?” dedi, bir daha öptü ve “Bunun için kızmam ben sana.” dedi yere bırakırken. Nasıl mutlu oldum o an anlatamam.

Her şeyimizle birlikte iyimizle kötümüzle, kavgamızla, oyunlarımızla, koşturmalarımızla, inatlaşmalarımızla birlikte ben ömürlük ailemin yanındayım ve çok mutluyum. Onlar benim ailem ve ben de onların, onların değimiyle 5 yaşında Hiperaktif kızları. İstemediğim hiçbir şeye zorlamıyorlar beni, yemek istediğimi yiyorum, giymek istemediğimi giymiyorum, tasmamı takmak istemezsem takmıyorum. Burası benim de evim ve öyle davranıyorlar, “At gitsin bu hayvanı, sokağa sal!” diyenlerle bile kavga ediyorlar. “Sen hiç çocuğunu atabilir misin sokağa?” diyorlar. “Rahatsız oluyorsan gelme.” diyorlar. Bu da benim çok hoşuma gidiyor, beni bu kadar sevmeleri, sahiplenmeleri, savunmaları… “İşte benim ailem…” diyorum, “İşte bunlar benim ailem…”

İlk gün anlamıştım seni seveceğimi Didem, ilk gün anlamıştım, beni görüp almandan, kakamı yapınca kızmamandan, aşağı düşünce gecenin bir yarısı koşarak hastaneye götürmenden anlamıştım. Senin bana hep söylediğin gibi, “İyi ki varsın! İyi ki çıktın karşıma!”

Seni seven kedin,

Tarçın…

Yazar: Derya Didem Aydemir

 

PAYLAŞ
Önceki makaleFirar
Sonraki makaleMükemmel hayatlar, mükemmel evlilikler, mükemmel arkadaşlıklar…
Derya Didem Aydemir
Küçükken anne ve babamdan evde bakabileceğim bir hayvan istemiştim; ama hemen hemen hepsi için bir bahaneleri vardı; kediler mutfak tezgahına çıkar, köpekler eve zarar verir, kuşlar etrafı kirletir.. Ben de dayanamadım bir gün elime bir kavanoz alıp tuvalet fayanslarına bakmaya.. Karıncaların yoluydu orası, evlerine gitmek için bizim tuvaleti kullanıyorlardı. Çocuk aklı işte elimdeki kavanoza karıncaları koyup onları besleyeceğim :) Kafama koymuşum bir kere evimde bir canlıyı misafir edeceğim :) Şans işte o günde annem evde temizlik yapmış, hiçbiri yok :( Benim hayvanlarla alakam 6 yaşımdan geliyor. Bugün 2 kedim, 2 kuşum ve 4 tane de balığım ile koskoca bir ailem var :) mahallemizdeki hayvanları da ihmal etmiyorum tabi ki :) Hayvanları sevmeyen insanları sevemez görüşündeyim. Balkonuma misafirliğe gelen kuşları da unutmuyorum.. Bütün hayvanların en güzel şartlarda ve en güzel koşullarda bakılabilmesini sağlamak ise en büyük hayalim.. Kim bilir belki bir gün bu sayfada buluşan kişilerle en büyük hayalimi de gerçekleştirebilirim :)