Kitaplarla iyileşmek

Kitaplarla iyileşmek

672
PAYLAŞ

Yorgun bir günün ardından evinize geldiniz, kafanızda birçok düşünce: kimileri geçmişinize ait kimileri gelecek planları. Bir kahve yaptınız belki ya da birkaç lokma bir şey yediniz. Kendinizi en yakın koltuğa attınız, dün akşam bıraktığınız kitap çarptı gözünüze. Aldınız birkaç cümle okudunuz, belki birkaç sayfa… Derken birden durup düşündünüz: Ne okudum ben?

Çoğumuz kafamız çok dağınıkken odaklanamayız bazı şeylere. Özellikle de kitap okuyacak motivasyonu ve konsantrasyonu böyle zamanlarda hiç bulamayız. Beynimizin içinden gizli bir ses şöyle der sanki “Bunca işin gücün arasında okuyabilecekmiş gibi eline aldın kitabı, okuyamazsın ki”. Sonra bu ses kan şekerimizin yavaş yavaş yükselmesine benzer şekilde ele geçirir bizi. Hiç farkında olmadan ikna olmuşuzdur bu duruma. Ben de böyleydim. Ne zaman hayatım rayında gidiyorsa, ne zaman düşünmem gereken meseleler yoksa kitap okuyabiliyordum. Sanki kitap okumak sadece mutlu zamanların uğraşıymış gibi. Aslında kendi kendime uydurduğum bir şeymiş bu sonradan anladım. Aslında benim için kitap okumak tam da ilmek ilmek sökmek demekmiş tüm o yanlış örgüleri. Peki bunun farkına nasıl  vardım?

Herkesin hayatında bazı dönemler olur. İçinden nasıl çıkmanız gerektiğini bilemezsiniz, bilseniz bile elinizden bir şey gelmez. Ya da o dönemden çıktıktan sonra artık aynı insan olmayacağınızı bilirsiniz fakat nasıl bir “yeni” benlik kazanacağınızı bilemezsiniz. İşte tam olarak böyle bir zaman yaşıyordum; çırpınıyordum, tökezliyordum, yoruluyordum. O gün elime bir kitap aldım.  Jerome David Salinger’a ait o muhteşem kitabı : Çavdar Tarlasında Çocuklar. Okuyordum okuyordum, okudukça sanki iyileşiyordum. Sanki çaresiz olduğum dünyadan kaçıp özgür bir dünyaya gidiyordum. Önce beş sayfa, ertesi gün belki yedi sayfa. 2-3 gün sonra belki de günde onbeş sayfa… İyileştiğimi hissediyordum. Çünkü artık yalnız değildim başka bir hayata girmiştim. Kendi hayatımdan o kadar yorulmuş ve bunalmıştım ki bu dünya bana çöl ortasında bir vaha gibi geliyordu. Serinliyordum, yaşama ümidi buluyordum yeniden. Yavaş yavaş anlamıştım o güne değin yanılıyor olduğumu. Kişinin sadece mutlu (ya da en azından tasasız diyelim) olması gerekmiyordu kitap okumak için. Aksine insan en karanlık zamanlarında bir kitabın sayfalarına tutunarak da ulaşabilirdi ışığa. Ben ulaşmıştım. Kitap okudukça dünyadaki tek karamsar insanın ben olmadığını anlıyordum. Üstelik kitap kahramanları aynı benim gibiydiler işte,resmen beni anlıyorlardı!  Ve bu şekilde iyileşiyordum çünkü nerde ve ne zaman olursa olsun bu dünyada bunları yaşayan tek insan olmadığımı anlamıştım. Oradaydı işte gözümün önündeydi, kitap sayfalarının arasında ve benimle aynı kaderi paylaşıyordu…

Okumayı öğrendiğim günden beri hep kitap okumayı çok seven biri oldum. Ama bir şeyi yeni yeni öğreniyordum : kitap okumak için ruhani durumunuzun mükemmel olmasına gerek yoktu, bir kitap sizi pek tabii iyileştirebilirdi. Elbette buna biblioterapi deniliyor. Benim keşfettiğim bir şey değil yani.

Şimdi bir yerlerde eğer mutluysan ve kaygısız,tasasız hissediyorsan önce bunun kıymetini bilmelisin çok şanslısın tüm dikkatinle ve içtenliğinle bir kitaba sarılabilirsin. Ama eğer mutsuz,kırılmış,depresif belki de çaresiz hissediyorsundur kim bilir? Seni anlıyorum. Hepsi geçecek ve sen çok değerlisin. Asla yalnız olduğunu düşünme. Bir roman al eline,okumaya başla. O sana ne kadar da yalnız olmadığını en güzel şekilde gösterecektir.

Yazar: Ezgi Avcı

PAYLAŞ
Önceki makaleSonbaharı Diriltmek
Sonraki makaleGüllü Mendil