Mükemmel hayatlar, mükemmel evlilikler, mükemmel arkadaşlıklar…

Mükemmel hayatlar, mükemmel evlilikler, mükemmel arkadaşlıklar…

1413
PAYLAŞ

“Mükemmel hayatlar, mükemmel evlilikler, mükemmel arkadaşlıklar ve gün sonunda bir cinayet”…

Kitabı kapattım. Sadece 2 gün içinde soluksuz okuyup bitirmiştim. Kitabı okurken yayınlandığı ilk günden itibaren rating rekorları kıran ve benim de kaçırmadan izlediğim “Ufak Tefek Cinayetler” tadında bir kurgunun içinde bulmuştum kendimi. Editör de benim gibi düşünüyor olacak ki kitabın kapağına “Ufak Tefek Sırlar” yazmıştı. Siz de bu dizinin fanatiklerindenseniz ”ARKADAŞ” kitabı tam size göre diyebilirim.

Kitabın odağında yakın arkadaş olan orta yaş üstü bakımlı, seksi, güzel, evli ve çocuk sahibi 4 kadın var.

Ortada bir cinayet teşebbüsü var ama suçlu yok.

Kitapta cinayet ile bağlantılı olabilecek birçok karakter var.

Herkesin potansiyel katil veya kurban olma olasılığı bulunuyor.

Kitabın kurgusu son zamanların popüler dizi kurgusu mantığında yazılmış. Olaylar ileri sarıyor yani normal kronolojik sıranın dışına çıkıyor ve okuyanları “İşler bu hale nasıl gelmiş olabilir?” diye düşündürtüyor.

Anlatım bize aşkı, evliliği, arkadaşlığı, değerleri sorgulatırken iyi ve kötünün ne olduğu hakkında yeniden düşünmemizi sağlıyor. “İyi ve kötü durumsal olarak yer değiştirebilir mi? İnsanların hem kurban hem de katil olma potansiyelleri olabilir mi?” soruları peşi sıra aklımıza takılıyor.

Karakterlerin çıkarları söz konusu olduğunda sınırlarının nereye kadar gideceğini öngöremiyoruz. Bunları geçmiş hayat hikayeleri ile birleştiren derin karakter tahlilleri mevcut. Son ana kadar karakterler şaşırtmaya devam ediyor.

Ufak Tefek Cinayetler’de farklı değerlerin temsili olan “Merve”ciler ve “Oya”cılar gibi kendinizi değerlerinize göre bir karaktere yakın hissetme ihtimaliniz yüksek. Ta ki sonraki sayfalarda yazılanları okuyana dek…

Diziyi izleyenler “sister” olma mantığını çok iyi bilirler. Onlar bir gün önce birbirlerini öldürecek kadar ciddi bir kaosun içinde olsalar da ertesi gün deniz kenarında şık bir kafede son moda kıyafetleri içinde birbirlerine gülümseyerek sohbet edebilirler. Dizideki görsel şölen insanı büyülüyor, kitaptaki estetik anlatım da okuyucu da aynı tadı bırakıyor. Aynı zamanda bu karmaşık ilişki zincirinin hem dizide hem kitapta ilgi uyandırdığı bir gerçek.

Kitap için dizi kadar iddialı diyebilirim. Belki okuyucuları en çok çeken özelliğinden biri de insan beyninin en karanlık köşelerine inmesi. Aslında bu merak yeni değil. Psikoloji profesörü Delroy Paulhus’un “İçimizdeki kötü”yü bulma yönünde yaptığı araştırmalar mevcut. Neden bazı insanların kendilerine biçtikleri değer duygusunu korumak için saldırıya geçtiklerini, aşırı bencil ve kibirli bir şekilde davrandıklarını araştıran Paulhus aynı zamanda bu eğilimlerin, amacına ulaşmak için her yolu meşru sayma (makyavelcilik ) ve başkalarının duygusuna karşı duyarsız kalma bağlantılarını incelemiş. Bu eğilimlerin birbirinden bağımsız olduğu ama bazen bir arada görülerek “Karanlık Üçlü” oluşturdukları sonucuna varmış. Kitapta aynı dizideki gibi bu “Karanlık Üçlü”yü bir arada görmemiz mümkün. Bu üçlünün kişiyi katil mi yoksa kurban mı edeceği sorusuna ise kitabın sonunda yanıt bulmaya çalışıyorsunuz. Buluyor musunuz? Emin değilim…

Belki de bizler içimizde hem iyinin hem kötünün hem kurbanın hem de katilin bulunduğu yaralı ruhlar bahçesiyizdir.