Özgürlük

Özgürlük

124
PAYLAŞ

Parmaklarının ucuna basarak yürüdü koridorda. Annesi kardeşini uyuturken, bu kendine ait gizil zamanlarda çıktığı macera kapısının hemen önündeydi şimdi. Dün kalan macera devam mı etsin, yeni bir hikâyenin kahramanı mı olsun ya da yardımcı oyuncusu. Evet, bazen baş rolden daha çok keyif alırdı yardımcı karakter olmaktan. Bu, oynadığı bilgisayar oyunlarında ikinci gelmek için uğraşması gibiydi. Herkes birinci olmak istiyordu, oysa ikinci olmak bazen birinci olmaktan daha zordu.

Birden dün gördüğü rüya aklına geldi, irkildi. Rüyayı tam hatırlayamasa da, yüreğine nakış nakış işlenen duygu tüm ihtişamıyla orada duruyordu. O zaman bu duygu üzerine yeni macerasına başlayabilirdi.

Macera kapısını araladı… Aralar aralamaz da yüzüne vuran serin ve yosun kokulu sert rüzgârın etkisi ile sersemledi. Bal rengi saçları arkaya savruldu, sendeledi. Elleri ile havayı itti, hava pelteleşmiş bir şekilde sağ tarafa toplandığında, ortadaki kızıl güneşin sıcaklığını hissetti. Üç güneşten en sevdiği kızıl olandı.

Kafasını kaldırdı, elini gözlerinin önüne siper etti ve kızıl güneşe baktı. Üç gün daha var, sonra sonsuzluk kadar uzun süreceği sanılan ölü ve güneşsiz zamanlar ve sonra sıra siyah güneşteydi. Kenarda toplanan hava, yavaş yavaş birleşmeye çalışırken aradan sıyrılarak koşmaya başladı.

Burada ne kadar yavaş koşarsa, o kadar hızlı gidiyordu. Yavaşlamak hızlanmaktı! Olabildiğince yavaşladı. Yavaşladıkça da hızlandı. O kadar yavaşladı ki, kısa bir zaman sonra oraya ulaştı. Kafasını kaldırdı, yumurtalar hala tavanda asılı duruyordu; yavaşça ve nefesini tutarak ilerledi, elini ıslak duvardaki deliğin içine soktu ve parmaklarının ucuna değdiğini hissettiğinde muzip bir gülümseme ile anahtarlar avuçlarının içine alarak, yerinden çıkardı. Şimdi daha da yavaş olmalıydı, çünkü en kısa zamanda anahtarları ihtiyacı olanlara teslim etmeliydi. Olabileceği en yavaş şekilde hızlandı.

Güneşsiz zamanlar öncesi, özgürleşmek isteyenlere anahtarları teslim etmesi gerekiyordu. Peki, bunca özgürleşmek isteyen arasında en doğru seçimi nasıl yapacaktı. Hemen yanı başında hissettiği ama görmediği şey fısıldadı “bileceksin”. Görmese de orada olduğundan emin olduğu için sordu “Nasıl emin olabilirsin?” O şey, “Hissedersin.” dedi ve gitti.

Patika yolda yürümeye başladı. Yukarıya ulaşması için aşağı inmesi gerekiyordu. Aşağıya yavaş yavaş adım attı ve attığı her adımda merdiven bir basamak daha yükseldi.

İlk dönemece geldiklerinde, kendisine özgürleşmek için yalvaran ruhlara baktı, tam anahtarı birine uzatmak üzereyken, daha yedi döneme olduğunu hatırladı. Yavaş yavaş inmeye devam etti yukarı çıkmak için, her bir dönemeçte kendine yalvaran ruhların uğultuları arasında ilerlerken, dördüncü dönemece vardığında kalbi birden hızlandı. Yalvaran ruhların az ötesinde, onunla ilgilenmeyen yaşlı ruha yöneldi. Yanına gitti, “Sen,” dedi, “Özgürleşmek istemiyor musun?” Cevabı içinde hissetti, “kendini tutsak hissedenler ancak özgürleşmek ister.” Ben kendimi tutsak hissetmiyorum. Her şey olması gerektiği gibi benim için.

Altıncı dönemeçte, kendisinin farkına bile varmaya bir grup ruhla karşılaştı. Hallerinden oldukça memnun gözüküyorlardı. Özgürleşmek isteyip istemediklerini sordu onlara. Onlar “Sen özgür müsün?” dediler. Sahi, özgürlük neydi?

Son dönemeçte artık elindeki anahtarların büyüsü git gide azalırken, umutsuz bir biçimde hızlandı. Yani yavaşlamak ve bu esnada da düşünmek istiyordu. Öyle hızlandı ki yavaşlamak için, düşünceler düşüncelere eşlik edip, içi ile derin bir sohbete başladı. Özgür olmak, burası için değildi. Özgür olmak gerçek sanılan ama tüm gerçeklikten uzak yaşadıkları dünyaya aitti.

Yavaşladı, merdivenlerde yukarı çıkmaya başladı. Amacı hızla aşağı inmekti. Bu anahtarlar; annesi, kardeşi ve kendisi içindi. Ancak bu şekilde yaşadıklarının üstesinden gelebilir ve yeniden başlayacak gücü bulabilirlerdi.

Gizemli şey yanı başında belirdi, “Söylemiştim.” dedi ve gitti!

Yazan: Uğur Zat