Sonbaharı Diriltmek

Sonbaharı Diriltmek

233
PAYLAŞ

Ayak seslerinden tanıyorum eylülü…  Önce ufaktan bir yel esiyor bütün yazı soğuturcasına… Sonra renkleri değişiyor yaprakların, kızarıyor yanakları utangaç bir çocuk gibi… Adım adım geliyor sonbahar, usul usul, sessizce… Çat kapı gelen bir misafir misali…

İlk defa o konservatuar binasının yanından geçerken farkına varmıştım sonbaharın… Eylül bir anne şefkati gibi duyuluyordu açık pencerelerden sızan piyano sesinde. Notalara dokunan şefkat beni sarmıştı çoktan, henüz lisedeydim. İlk defa capcanlı duyuyordum müziği hislerimde. Chopin Spring Waltz çalınıyordu berrak notalarla… Hep televizyondan, filmlerden duymuştum oysa ki. Güzeldi ama etkileyici değildi. Demek ki canlıydı sanat, yaşıyordu, yaşamak için vardı. Yaklaştım ve eski ama cilalı ahşap kapıyı araladım. Beni çağırıyordu bu ses, elimde değildi durup yola devam etmek…  Kimdim ben, neydim? Kendimi sorguluyor, hayaller kuruyordum ılık bir kent gecesinde. Saat 6’yı geçmişti. Henüz karanlık çökmemişti. İçeri girdim, geniş bir hol karşıladı beni, merdiven başlarında minik kuş figürleri olan… Merdiven korkuluklarından korka korka destek alıp yukarıya, piyano sesinin geldiği yere çıktım. Sadece yakından dinlemek istiyordum. Her taraf boşalmıştı, hiçbir yerde eşya yoktu. Oysa ses hala durmaksızın devam ediyordu. Bir yenilgi olacaktı bu masalda belliydi ama yenilgi kimindi. Merdivenlerin bitiminde yine küçük küçük odalar vardı. Birinin kapısını araladım, kimse yoktu. Tek tek girdim tüm odalara. Sonunda buldum piyanonun havada uçuşur gibi beni çağıran notalarını. Eski bir radyodan geliyordu ses… Artık cızırdamaya başlamıştı… Radyonun kaset çalarını açtım ve kaseti aldım içinden… Sonra gürültü şeklinde her taraftan müzik sesleri duymaya başladım… İçimin gürültüleri miydi bunlar, yoksa gerçekten odaların her birinde programlı bir radyo mu vardı. Ses gittikçe yükseliyordu daha çok, daha yüksek. Ve sıçradım yataktan.

“Off rüyaymış!”

“Ne olmasını zannediyordun?” dedi odada gürültüyle yeni dönem şarkılarını dinleyen kız kardeşim.

Ben uykulu gözlerimi ovuşturmaya devam ediyordum ve bu kadar güzel bir rüyadan böylesine panikle uyandırıldığım için oldukça huzursuzdum. Aynı rüyayı tekrar görebilmek için başımı yastığa koydum ama bu defa gulyabaniler göreceğimden adım kadar emindim. Okul beni beklerdi, uyanmak zorundaydım.

Birkaç yoldan gidilebiliyordu evimize. Rüyamın etkisiyle okul çıkışı konservatuarın önünden geçmeye karar verdim. Etrafı izledim bu defa başka bir gözle. Büyümüş, hisli, genç bir adam, genç bir kız gözüyle… Çatırdıyordu eylül… Sonbahardı demek aşkımın adı. Konservatuardan yine müzik sesleri geliyordu bu defa tek bir müzik aleti değil…  Keman sesi de duyuyordum, flüt sesi de… Ahh bee! Işıklandırılmıştı ağaçlar ve ufakça karanlık çöküyordu… Bu müzik, bu akşam… Kendimi bulmuştum işte, derinlerden savrulurken…

Kocaman biri oldum çıktım artık. Büyüdün diyorlar ama kalbimde 12 yaşlarında cimcime bir kız çocuğu sağa sola koşuşturuyor. Zihnimde ise yaşlı bir teyze var; “Akıllı ol, akıllı ol!” diye dürtüyor beni. Ah teyzecigim bir mevsimle arkadaş olduktan sonra öylesine geç ki. Şimdi yine Chopin çalıyor radyoda, aklımda saçlarımı savruluşuna bıraktığım ilk rüzgar… Eylül oldu benim diğer adım…

Demek sonbaharmış aşkımın adı…

Yazar: Nur Parlak