Üstün Zekâ ve Ergenlik

Üstün Zekâ ve Ergenlik

482
PAYLAŞ

Takılı Zamanlar (Tik …… tak)

Bazen zamanın takılı kaldığını hissedersiniz. Yüreğinizin ortasında bir yumru, taaa geçmişten ekilmiş bir tohum da, çatlamak üzereymiş gibi…

Böyle zamanlarda neyin iyi geleceğini bilmeden bulunduğunuz ortamdan çıkıp düşünceleriniz çantanızda, zamanın tik taklarını aramaya başlarsınız… Hayalleriniz imdadınıza yetişir tam da bu anda.

Zihniniz; ruhunuzu özgürleştirmeye çalışırken, tatlı bir meltem esintisinin yarattığı tatlı bir gülümseme ile hayallere dalarsınız. İçinizdeki tohum kıpırdar bir an heyecanla, tam da çatlamak üzere olduğu toprakları bulmuşçasına…

İşte o an, o an… Duyulmaya başlar zamanın sesi kısıkça “Tik…..Tak”. Hayaller zamandan ve mekândan bağımsız sizi daraltan zincirleri gevşetmeye başlamıştır…

Bu duygularda salınırken, bir sesle irkilir;

“En son ne sordum sınıfa, dinlemiyor musun beni? İstersen kalk sen anlat, bu kadar sıkılacak kadar konuyu biliyorsan!”.

İrkilerek sağına soluna bakan üstün zekalı genç için zaman tekrar durmuştur.

Sınıfta, tahta sıralarda, iki boyutlu şekillerin arasına sıkışmış bilimi öğretmeye çalışan, katlanılması gereken bir hapishane olarak tanımladığı okulda ve sınıftadır yeniden….

Kalkar, konu hakkında ona sorulan soruyu cevaplar ve tekrar yerine oturur.

Zaman gene insafsızca donmuştur. Ve tekrar hayal dünyaları kapılarını aralar. Ta ki teneffüs zili çalana kadar bedeni orada, ruhu başka diyarlarda gezen genç soluklanmak üzere koridora çıkar ve karşı sınıflardaki arkadaşları ile selamlaşır. Kadriye’nin sınıfına gözü ilişir, kapı kapalıdır. Demek ki gene çözmek zorunda oldukları testler bitmemiştir.

Derin bir nefes alır. Kolay olmamıştır “hayata değil sınava hazırlamakta usta olan” okulların övünülesi stratejilerini eleştirmeyi bırakmak. Üniversiteye gideceği ve özgür olabileceği günlerin diyetleridir belki şu an ödedikleri.

……

Şimdi hemen şu ana dönelim ve ben biraz söz alayım. Amacım, “Ne yapabiliriz ki sistem böyle!” diyenlere inat; alternatiflerin de olabileceğinin ihtimalini hissettirmek. O zaman elbirliği ile belki dünya daha iyi bir hal alır!

…..

Ve bir deneyim paylaşımı, başka bir hikâye de benden gelsin. Hadi alın içeceğinizden bir yudum da devam etmeden ağzımız tatlansın…

Bir gün üstün zekalı tanısı olan ve tanısını bilen genç danışanım okul ve dersler ile ilgili konuşurken “Matematik ve fiziği seviyorum, matematik ve fizik dersini sevmiyorum !” dedi. Ve sonra devam etti, yaşayarak öğrenmekten öyle uzaklar ki, dünyadaki gelişmelerden, yaratıcı fikirlerden… Artık anlatmaya çalışmıyorum bile isteklerimi, nasıl olsa ANLAMAYACAKLAR.

Birçok tanılı genç arkadaşımdan ve tanılı çocuğu olan ailelerden çocuklarının söylemleri ile ilgili duyuyorum bunu…

ANLAMIYORLAR,

ANLATAMIYORUM,

ANLAMAYACAKLAR!

…..

Kelimeleri büyük harflerle yazınca zihin istemeden okuyan iç sesini yükseltir. Amacım da tam da bu aslında. Ve işte tam da bu noktada, çığlık çığlığa anlaşılmaya bekleyen gençler için zaman duruyor gene……tik…..tak…..………

…..

Ve şimdi yaşadığım bir deneyimi daha size hikayeleştirerek aktarmak isterim. Haydi bir satır aşağıda bir dünyanın kapıları açılacak. Kim bilir? Belki tanıdık gelir size de.

“Anne boğuluyor gibiyim camı açalım lütfen!” dediğinde “Oğlum uzanıyorum şimdi karşıdan görünürüm” diyen anneye “Oğlum açalım camı tabi ki, istersen karşı odanınkini de açalım da güzelce ev de hava alsın. Hayırdır, son dönem birkaç kez BOĞULUYORUM dediğini duyuyorum. Ne hissediyorsun? Paylaşmak ister misin?” demenin oğlu üzerinde yaratacağı farktan bahsettiğimde ve elbette ki kendi hayatından örneklerle de desteklediğimde anne oldukça şaşırdı. İletişimin gücü !

Bazen bu diyaloglar size hayattan kopuk cümleler gibi gelebilir, biliyorum. Tamam, kendi diyaloğunuzu kendi cümleleriniz ile ayarlayın ama özde ne olur şu mesaja dikkat edin “Seni görüyorum, seni duyuyorum ve ne hissettiğini anlamaya çalışıyorum”… Bu aynı tarifle kurabiye yapanların “elinin lezzeti”nin farklılığı gibi. Kendi lezzetinizi katın sohbete…

Biliyorum, bazen hayat koşuşturmacasında bu anlattıklarım zor gelebilir. Hatta eşiniz çok iyi biridir ama çocuklarını anlamakta isteksizdir. Babasına kendini anlatamayacağını bilen (ki annesi de aynı fikirdedir eşi ile ilgili) genç danışanım müthiş sentezleme becerisi ile içinde bulunduğu ailevi problemi analiz ederken, üstün özelliklerinin en önemlilerinden olan empati becerisinin yüksekliği ve duygularını yüksek yaşama gibi etmenlerin de etkisiyle, duruma en uygun çözümü bulup şunu da ekleyebiliyor “Onları seviyorum, beni anlayamayacaklarını biliyorum. Anlatmaya çalışmaktansa kendimi iyi hissedebileceğim çözümler yaratmam daha doğru”…

Şu ana kadar gençlerden bahsettim, gelelim ailelere. Şimdi sizinle ilgili paylaşmak istediklerim var. Bence bir yudum daha alalım çaylarımızdan / kahvelerimizden de öyle devam edelim….

Bazen aileler bana; sizin dediklerinizi çok dikkate alıyorlar aslında benzer şeyleri biz de söylüyoruz ama bizi hiç kaile almıyorlar diye serzenişte bulunuyorlar.… Tebessümle dinliyor ve anlatmaya çalışıyorum. “Ergenlik zaten kişiliğin de oturduğu ve aileden bağımlılığın yavaş yavaş kopmaya başladığı değerli bir dönem. Bu zamanda, saçının şekli, cildindeki sivilce ya da az önce ayrıldığı arkadaşı ile bir saat telefonda sohbet etmeye devam etmek çok daha önemli olabilir. Bu dönemde çatışma olmaması her şeyin süt liman olması endişe vermeli asıl. Sadece anlamaya çalışın, yargılamayın ve kişisel haklarına saygı gösterin. Anlaşıldığını hisseden ve yargılanmadığını hisseden herkes paylaşır.”.

Sonra ebeveyne dönüp soruyorum: ”Sizler de öyle değil misin?” Bu soru ile bitirince genelde “ama” ile başlayan cümlelere alışkınım. Bir kez daha soruyorum bu satırları okuyan herkese “Siz de anlaşıldığını hissettiğiniz ve yargılanmadığınız zaman gönül rahatlığı ile paylaşırsınız, değil mi?”… Hmmm bekleme süresi biraz uzun sanırım cevap için.

Şimdi sohbetimize biraz daha bilim katalım. Üstün zekalı bireylerin özelliklerine yönelik okul ortamları olmadığında; mükemmeliyetçi yapıları akademik başarı temeline oturtulduğunda, dünya sorunlarına çözüm bulma istekleri örselendiğinde ve projelerle desteklenmediğinde, hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını kullanamadıklarında, sanatsal yetenekleri sadece hobi olarak görülüp göz ardı edildiğinde, başarısızlıklara tahammülsüzlükleri sınıf ortamlarında rekabetle tetiklendiğinde, yaşayarak öğrenme temelli mekanlardan uzak olduklarında potansiyellerini gerçekleştiremiyorlar ve mutsuz oluyorlar.

“Ama çok başarılılar, mutsuz da değiller” dediğinizi duyar gibiyim. Sorun lütfen “Mutluluk ne demek? Ne olsa mutlu olursun? Okulda mutlu musun? Hayalindeki okul ne? Elinde sihirli bir değnek olsa neler dilerdin okul ve öğrenme ile ilgili?” Ve lütfen beni yanıltın ve haklı olun!

Seanslarımda, kendini cenderede hisseden tanılı gençlere dünyada bir okuldan bahsederim. Gözleri kocaman kocaman ve yerlerinden doğrularak dinlerler beni. Üstün zekalılara özel; her seviyede eğitim veren okulun, bakın müfredatında temel dersler dışında neler var: grafik dizaynı, mikro dünya, ütopik edebiyat, distopik edebiyat, Dungens & Dragons (Zindan ve Ejderhalar), roman yazımı, bilim kurgu, öğrenmenin yolları, heykeltıraşlık, sokak sanatı, dünya stüdyo sanatları, MU modern dans (ki benim en çok ilgimi çeken başlıklardan biridir), MU füzyon dans, temel harmoni, fotoğraf, teknik tiyatro, makyaj sanatları ve niceleri. Muhakkak okulun sayfasını incelemenizi öneririm. (Roaper School www.roeper.org)

….

Ve şimdi ilk sahneye geri dönelim. Ve hikayemize kaldığımız yerden devam edelim.

Okuldayız, lise…

….

Ve zaman tekrar durdu, sahne değişti ama rol aynı. O, öğrenci; konu ve öğretmen farklı.

Usulca gitti, sırasına baktı ve oturdu. Kısacık da olsa derin bir nefes aldı. Zamanı canlandırmanın yolunu biliyordu. Alışık olduğu şekilde kendi hayal dünyasında daldı…

Bir gün, evet bir gün içindeki tohumun çatlayıp büyüyebileceği bir yerde, kendi gibilerin de olduğunu bilerek, bir ormana karışacak ve ormanın nadir ağaçlarından biri olacaktı. Ne de olsa %2 lik gruptaydı ve şu an ona bu durum hiç de iyi bir şey gibi gelmiyordu. Keşke anladığı kadar anlaşılabilseydi.

Tam da bunları düşünürken annesi bilgisayarın başında bir yazı okumaya başladı. Yazı şöyle başlıyordu “Bazen zamanın takıldığını hissedersiniz…..”

 

Uğur Zat

Üstün Zekalı ve Yetenekli Çocuklar Aile Eğitim Uzmanı

PAYLAŞ
Önceki makaleDuvarların İçinde…
Uğur Zat
Üstün potansiyelli bireyler ve ailelerle çalışmalar yapan, yazı yazmayı seven, dansa aşık biri.