Uzanın, elinizi uzatın sadece !

Uzanın, elinizi uzatın sadece !

105
PAYLAŞ
Group of kids friends arm around sitting together

Çocukluk büyük bir hazinenin en değerli parçasını o an kıymetini bilmeden kenara atmanın farkındalığı gibi… Korsan düşman gemisinin mahzenlerinde saklanan sandığın kapısının aralanmasındaki heyecan çocukluk. Akşam ebelerinde arkadaşının sırtına dokunduğundaki sevgide, ortak söylenen şarkılardaki ahenksiz ses uyumunun verdiği keyifte saklı bilindik duyguların tadı çocukluk… Sadece seni sen olduğun için kabul eden tek zaman belki çocukluk… ”O(ğ)luuum o kaleye geçsin, beceremiyor koşmayı!” söylemindeki gizli şefkat çocukluk… Her şeyin mümkün olduğuna dair inançlarımızın kaybolmadığı, ruhumuzun kirlenmesinden önce dünyayı temizleyen pürüpaklığa sahip olmak çocukluk…

Hadi, şimdi! Elbet mümkün… Uzanın, elinizi uzatın sadece…

Zamanın gizil perdesi aralanıyor, geçmek istediğimiz kapının arkasındaki cıvıltılar…
Tam da orada, eski duyduğunuz kokuları duymaya başladığınız an kalbiniz çarpmaya başlıyor. Geçen sene cenazesinde içinizin acıtan duygudan kalan kırıntılarla, o an, Ali’nin koşturmacasına bakakalıyorsunuz. Koşup sarılıyorsunuz, sanki hiç bırakmamacasına… İtiyor sizi Ali “Ya hu dur, dün yaptıklarını unutmadım daha!” ve tüm arkadaşlarınız orada; Gül, Metin, Ayşen, İlknur, Emin, İlker, Ayça, Tolga…

Geçtiğiniz kapıya dönüp bakıyorsunuz, o doğduğunuz evin ihtişamlı oyma ahşap kapısı tüm haşmetiyle orada. Ah ! keşke anlatabilseniz olabilecekleri, ne mümkün !

O an sadece çocuk olmayı diliyorsunuz, tüm yetişkinliğin külfetlerinden uzak. Ve cin önünüzde eğiliyor; “Dileğiniz emirdir!”

Olan bitenin safiyane hırsında oyunlara dalıyorsunuz. Sek sek, yakalamaca, yakan top ve en son birdir bir… Yorgunluktan hepiniz uzun, nereden geldiğini bilmediğiniz ve aslında hiç de önemsemediğiniz, uzun kaldırım taşına minik bedenlerinizi sıralıyorsunuz. Gülsüm Teyze’nin sesi ile yüreğinize serpilen sular, bedenlerinizi de serinletmek üzere tam da orada bekliyor. Gülsüm teyzenizin bodrum katındaki evinin arka pencereleri tam da oyun oynadığınız bahçeye bakıyor ve her zamanki seslenişi ile bağırıyor “Susadınız mı? Hadi gelin!” Dünyanın en güzel suyunu içmek üzere koşuyorsunuz, sanki yorgun olan siz değilmişsiniz gibi. “Su küçüğün.” Bu kural hiç bozulmayan ve üzerinde tartışılmayan tek kural. Sıra ile içilen suların ardından, taşın üzerinde oturmaya döndüğünüzde derin bir sohbet başlıyor. Nefeslenme esnasında hayali ormana yolculuklarınız ve buradaki dostlarınız, en az yanınızdaki arkadaşınız kadar gerçek. Unutmadan en baştan sıralayarak, sonrasında yeni karakterler ekleyerek devam ediyorsunuz.

Ormanın Komik Ailesi
Mismis pispis Mudi Mudi Kokarca, Maşifeto Bayan Kelebek, Tortalak Tombul Kirpi, Teleskop Horoz, Terlik Giyen Kedi, Sunayiskos Kaplumbos , Tıztız Mirket , Şonki Kaplan, Etra Sinek, Dertilans Arı, Porki Porsuk, Tırnaklarını Asla Kesmeyen Koala, Doymak Bilmeyen Kurt, Şaşı İpek Böceği, Pinti Hamamböceği, Kılıbık İguana, Örgülü Bayan Deve, Korkak Timsah….

Gül atılıyor, “Hayır hayır ben en son Alıngan Gergedan demiştim.” İlknur ve Tolga başı ile onaylıyorlar. Şimdi sıra Metin’de ailenin en yeni üyesini eklemek üzere kirli ellerini suratında gezdirip düşünmeye başlıyor. Birkaç saniye sonra suratında kocaman bir gülümseme ile “Permalı Tilki” diyor. Annesi kuaför olduğu için bildiği bu kavramı pek de bilmeden kullanıveriyor işte. Diğerleri soruyor “perma” ne ki? Ve sonra hep beraber kocaman bir kahkaha, çünkü tam da o anda permalı tilki tam da orada.

Ve içinizdeki sevginin tüm dünyayı kapsadığı o zamanlarda, hayvanlar alemi yerine “AİLESİ” demek içinizi sıcacık yapıyor.

Çocukluktaki o duygudan kopmayan, içi sıcacık olan tüm yetişkinler şimdilerde bir çatıda daha toplanıyor: Kitapkoala!

Yazar: Uğur Zat